Edirne / Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri

Resimler
 
  • edirne7
  • edirne6
  • edirne5
  • edirne2
  • edirne3
  • edirne4
  • edirne1
 
 
Nasıl Gidilir?

Edirne Türkiye'nin metropolü İstanbul'a yalnızca 230 km. uzaklıkta ve Türkiye'nin Avrupa'da kalan bölümünde. Özel aracınızla İstanbul'dan 2 saat sürede bu kentte olabilir ya da her saat başı İstanbul'dan Edirneye hareket eden otobüslerden birine binebilirsiniz.
 
Hakkında
 
 
Edirne “Yaşayan Hazineler Destinasyonu” temalı Eden 2008 Yarışması Ulusal Destinasyonudur.
 
Osmanlı’nın ikinci başkenti olan Edirne, İstanbul’un fethedilmesinin ardından başkentlik unvanını kaybetmişse de Osmanlı sultanlarının gözündeki önemi daimi olmuştur. Osmanlı Mimarisi’nin etkileyici örneklerinin bol miktarda görülmesi ve tarihi dokusu ile hayran kalınacak biçimde müze kent tanımlamasını fazlasıyla hak edecek bir zenginliğe sahip olmasını da bu gerçeğe bağlamamız gerekir. Bu zenginliklerinin yanında müzeleri, kültürel değerleri, kendine özgü lezzetleri, doğal güzellikleri de Edirne’nin Türkiye’de ziyaret edilmesi gereken kentlerin ilk sırasında gelmesini sağlıyor.
 
Fethedilmesinin ardından 1361’de başkent yapılan ve 1453’e kadar da Osmanlı’nın başkenti olarak kalan Edirne, sultanların İstanbul’u ikametgâh olarak seçmelerinin ardından ihmal etmedikleri ve adeta ikinci başkent olarak gördükleri bir yerleşim olmuştur. Bu nedenle her dönemde yapılarla bezenmiş, mimari yenilikler ilk olarak buradaki yapılarda denenmiş, usta sanatkârlar en güzel bezemelerini bu yapılara nakşetmişler, yaptırılan darüşşifa ve medreselerle de Edirne bilim ve kültür merkezi haline gelmiştir. 1653’de bu şehri ziyaret etmiş olan Evliya Çelebi’nin dahi saymakla bitiremediği Osmanlı eserleri arasında en önemlisi ise Osmanlı’nın en meşhur mimarı Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan Selimiye Camisi.
 
2011 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dâhil edilmeye hak kazanan ve Edirne’nin her yerinden tüm ihtişamı ile görülebilen Selimiye Camisi yalnızca Edirne’nin değil Osmanlı mimarisinin de en önemli yapıtı olarak da kabul edilmekte. Mimar Sinan’ın, II. Selim’in emri ile inşasına başladığı ve binlerce kişinin yoğun biçimde çalışarak 7 yılda tamamladığı bu yapıtını “ustalık eserim” olarak tanımlamaya değer görmüş olması da ihtişamını bu büy??k dehanın dahi kabul ettiğini gösteriyor. Minareleri, döneminin en görkemli örneği olan kubbesi, içinde barındırdığı muhteşem İznik çinileri ile tek başına bu kentin ziyaret edilmesine sebep olabilecek bir görkeme sahip olan Selimiye Camisi Edirne ile özdeşleşmiş en önemli eser.
 
Edirne bir bütün olarak Osmanlı mimarisinin gelişimin de izlenebileceği ve yine Osmanlı mimari tarihinde ilklere sahne olmuş anıtlara sahip. Hemen her Edirnelinin size söyleyeceği bir söz de öncelikli olarak hangi yapıya gitmeniz ve buralarda hangi unsura dikkat etmeniz gerektiğini özetliyor: “Selimiye’nin yapısı, Eski Cami’nin yazısı, Üç Şerefeli’nin kapısı ünlüdür”. 1414’te I. Mehmet tarafından inşa ettirilen Eski Cami’nin bu sözde yer etmiş olan yazılarının özellikle dikkatinizi çekeceğini söyleyebilsek de mimari tarihine daha yakından ilgi duyanlar erken Anadolu cami mimarisinin bir devamını meydana getiren bu caminin tamamını incelemek isteyebilirler. 1447’de tamamlanmış II. Murat Dönemi’nin eseri Üç Şerefli Cami’ye de yine bu sözün yönlendirmesiyle gidenler ünlü kapısını görmek isteyeceklerdir. Ancak yalnızca kapıya odaklanıp diğer güzelliklerini de atlamamak lazım. Bunların içerisinde estetik yönden öne çıkan farklı süsleme unsurlarıyla dikkat çeken minareleri dikkat çekiyor. Yine II. Murat tarafından inşa ettirilmiş ve süslemeleri ile ilginizi cezp edebilecek bir diğer cami de Muradiye Camisi. Camisi, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam gibi bölümleriyle geniş bir alana yayılmış olan 1488 tarihli II. Beyazıt Külliyesi’nin de gerek mimarisi gerekse süsleme özellikleri açısından ziyaret edilmeyi hak ettiğini söylememiz gerekiyor. Ayrıca şu anda bir müze olarak kullanılan ünlü Darüşşifa da bu külliye içerisinde. Bu yapılar Edirne ziyaretlerinin vazgeçilmezleri. Ancak kendinizi yalnızca bu yapılarla sınırlamak böylesi zengin bir kültürel birikime sahip Edirne’ye haksızlık olur. Selimiye ile en gözde anıtını Edirne’de ortaya koymuş olan Mimar Sinan’ın yine imzasını görebileceğiniz köprüler, tüm Edirne’yi bir açık hava müzesi haline getiren kervansaraylar, çeşmeler, eski evler, hamamların da her biri ziyaret edilmeyi hak edecek güzellikte.
 
Edirne’nin her köşesine yayılmış olan bu kültürel zenginliği kent tarihinin bir yönünü ortaya koyuyor. Ancak farklı boyutları ve tarihiyle derinlemesine bu kenti tanımak isteyenler müzelerini ziyaret edebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin en eski müzelerinden olan ve bizzat Atatürk’ün emriyle kurulan Edirne Müzesi, Selimiye Camisi’nin avlusunda bulunan medrese binalarında kurulmuş Arkeoloji ve Etnografya bölümlerinden oluşuyor. Arkeoloji Bölümü Edirne ve çevresinin uzun tarihini ortaya koyar biçimde çevresindeki tümülüs kazılarından elde edilen buluntularla zenginleştirilmiş. Etnografya Bölümü’nde ise Edirne halk sanatlarının zenginliğini gösteren Osmanlı Dönemi eserleri, günlük kullanım eşyaları sergilenmekte. Yine Selimiye Külliyesi içerisinde bulunan Türk İslam Eserleri Müzesi’nde Edirne kültürü içerisinde önemli bir yeri olan güreşlerle bağlantılı pehlivan eşyaları, bunun yanında Osmanlı çini ve seramikleri ile ahşap işleri, sarayda kullanılmış mutfak eşyalarının görülebileceği bir yer. 2004 yılında Avrupa Müzesi ödülünü kazanmış Sağlık Müzesi, II. Beyazıt Külliyesi Darüşşifası içerisinde kurulmuş ve yine ilginizi çekebilecek bir müze. Osmanlı Dönemi’nde müzik ile hastaların tedavi edilmeye çalışıldığı ve Evliya Çelebi’nin de seyahatnamesinde bahsettiği Darüşşifa 1488’de inşa edilmiş ve Osmanlı Devleti’nin en iyi hastanelerinden birisi haline gelmiştir. Bu işlevini uzun bir süre devam ettirdikten sonra 19. yüzyıl’da kapatılmış 1990’lı yılların sonunda ise müzeye dönüştürülmüştür. Müzede kuruluşundan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda verilen sağlık hizmetlerinin ayrıntılı bir biçimde aktarılmasına çalışılmıştır. Darüşşifanın yanında bulunan Tıp Medresesi ise günümüzde Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet veriyor. Balkan Savaşları sırasında kahramanca bu kenti savunurken şehit düşenlerin anısına yap??lmış Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi bu dönemi ve savaşın atmosferini canlandırıyor. Türkiye tarihinde önemli yeri olan tarihi Lozan antlaşmasının anlam ve önemini yansıtmak için yapılmış Lozan Anıtı Müzesi’nde ise bu dönemlere ait belge, fotoğrafları görebilirsiniz.
 
Dünyanın en eski spor organizasyonları arasında olduğunu söyleyebileceğimiz ve otantikliği ile de mutlaka ilginizi çekeceğinizi düşündüğümüz bir etkinlik olan Kırkpınar Güreşleri, Edirne’nin önemli kültürel değerleri arasında. Türklerde “ata sporu” olarak tanımlanan güreşin tarihi binlerce yılla ifade ediliyor. Kırkpınar Güreşleri ise 1361 yılından beri düzenleniyor. Güreşlerin düzenlendiği Kırkpınar Meydanı Osmanlı sultanlarının da ikamet ettiği ve inşası Fatih Sultan Mehmet tarafından tamamlanan Yeni Saray’ın yanında. Tarihi önemi, rakibi mağlup edebilmek için daha büyük gayret sarf edilmesini gerektirir biçimde zeytinyağı ile güreşçilerin yağlanması, bunun yanında güreşçileri seyirciye tanıtan cazgırlar, güreşe eşlik eden davul ve zurna, güreşe hazırlık olarak tanımlayabileceğimiz bir nevi güreş öncesi seremoni olan peşrev, Kırkpınar Güreşleri’nin özgünlüğünü arttıran başlıca öğeleri. Güreşleri yerinde izlemek isteyenler Edirne’yi Haziran ayının sonlarında ziyaret etmeliler.
 
Edirne’nin kültürel zenginliğinin bir diğer yönü yemekleri. Edirne mutfağının yaratısı olan tatların büyük bölümü yaygınlaşarak tüm Türkiye’ye yayılmış durumda ancak her lezzeti asıl yerinde denemek bu yiyeceklerin daha büyük keyif verecektir. Bu lezzetlerin ilk sırasında da ciğer tava geliyor. Mavzana, ciğer sarması, akıtma da denemizi tavsiye ettiğimiz diğer yiyecekler. Edirne ile özdeşleşmiş lezzetlerden bir diğeri de dostlarınıza da hediyelik olarak götürebileceğiniz Badem Ezmesi.