Mersin / Tarsus St.Paul Kuyusu ve Çevresi

Resimler
 
  • mersin6
  • mersin5
  • mersin4
  • mersin3
  • mersin2
  • mersin1
 
Nasıl Gidilir?
 
Ziyaretini uçakla yapmak isteyenler için Tarsus'a en yakın havaalanı 32 km uzaklıkta yer alan Adana Şakirpaşa Havaalanıdır. Toplu taşıma araçlarıyla karayolunu tercih edenler ilk olarak Mersin terminaline gelmeliler. Buradan düzenli olarak Tarsus'a kalkan otobüslerle ulaşım sağlayabilirler.
 
Hakkında
 
 
Tarsus “İyileştirilmiş Fiziksel Mekanlar” temalı EDEN 2011 yarışması içerisinde Türkiye’nin ilk beş finalistinden birisidir.
 
Türkiye’nin güneyinde Akdeniz kıyısında bulunan Mersin’in en büyük ilçesi olan Tarsus, stratejik konumunun getirileri ve misafir ettiği kişilerin tarihteki yeri ile ünlenmiş bir yerleşim. Toros Dağları’nın birbirinden ayırdığı iki bölgeyi bağlayan Sertavul Geçidi ve Gülek Boğazı Roma Dönemi’nden Osmanlı’ya kadar askeri ve ticari yolların Tarsus’dan geçmesine neden olmuş, bir liman kenti olması da her dönem ticari önemiyle ön plana çıkmasına katkı yapmı??tır. Bunun yanında Cicero, Julius Caeasar, Kleopatra, Aziz Paul gibi kişilerin de tarihinde bir iz bırakmış olması Tarsus’un tüm dünyaca tanınmasını sağlamıştır.
 
Tarsus tarihini şu anki arkeolojik araştırmaların ışığında Neolitik Dönem’e kadar götürebilmek mümkün. Ardından kesintisiz biçimde yerleşimlere sahne olmuş, dünya tarihinde yer etmiş pek çok ünlü isimle de birlikte anılan bir yerleşim haline gelmiştir. Ünlü Romalı bilgin ve devlet adamı Cicero M.Ö. 50 yıllarında burada valilik yapmış, Roma İmparatorlarının belki de en ünlüsü olan Julius Caesar’in bazı imar faaliyetlerine sahne olmuş ve bundan dolayı bir süreliğine Juliopolis olarak da adlandırılmıştır. Kendisinden sonra yönetime geçen Marcus Antonius’un ünlü Mısır Kraliçesi Cleopatra ile bir araya geldiği yer de Tarsus’dur. Daha sonra M.S. 123 yılında İmparator Hadrian Tarsus’u ziyaret etmiş ve kentte önemli imar faaliyetleri gerçekleştirmiştir.
 
Tarsus, tarihinin de ortaya koyduğu üzere Roma Dönemi’nde büyük öneme sahip bir yerleşim olmuş. Bu nedenle ziyaret edebileceğiniz kalıntıların bir bölümü de bu dönemlere ait. Bunlardan birisi olan Kleopatra Kapısı, bir zamanlar tüm kenti çevrelediği tahmin edilen surlardan geriye kalmış tek iz. Limana yakınlığı dolayısıyla Deniz Kapısı olarak da biliniyor. Yapılan araştırmalar Bizans Dönemi’ne işaret etse de kapıya ismini veren kişi Tarsus’un çok daha eski tarihlere ait bir misafiri olan ve M.Ö. 41 yılında Tarsus’a geldiği zaman bu kapıyı kullandığına inanılan Kleopatra.
 
Donuktaş adı verilen Roma Tapınağı da yine bu döneme ait kalıntılardan birisi. Bölgenin en büyük mabedi olan ancak inşasına başlandıktan sonra tamamlanmadan bırakılan bu tapınağın tarihinin yapılan incelemeler sonucunda M.S. 2. yüzyıl olduğu anlaşılmıştır. Bu tapınak ile çağdaş olan bir diğer yapı arkeolojik kazılarla havuzu ve ısıtma sistemi ortaya çıkartılmış olan bir hamam. Tarsus’a 15 km. mesafede yer alan Sağlıklı Köyü tepelerinde kireçtaşıyla döşenmiş ve uzunluğu 2 km. yi bulan Roma yolu da günümüze kadar gelmeyi başaran kendi türündeki en güzel örneklerden birisi.
 
Tarsus ile özdeşleşmiş ve ismi de tarihte bu kentle birlikte anılan en önemli kişi Aziz Paul olmuştur. Aziz Paul, yaptığı zorlu yolculuklar sayesinde, bu yıllarda yapılan baskılarla ortadan kalkma tehlikesi geçiren Hıristiyanlığın Anadolu’da yaygınlaşmasını sağlamış ve Hz. İsa’nın 12 havarisinden birisi olmamasına rağmen Anadolu havarisi olarak ünlenmiştir. İncil’de Tarsuslu Paul olarak da geçen bu azizin doğum yeri olması dolayısıyla Tarsus Hıristiyanlık tarihi açısından en önemli yerleşimlerden birisi olarak görülmektedir. UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesinde yer alan Aziz Paul Kilisesi, Aziz Paul Kuyusu ve çevresi Hıristiyanlarca oldukça kutsal kabul edilen bir hac yeridir. Tarsus, Aziz Paul’un Hıristiyanlığı kabul edip onun uğrunda çalışmaya başlamasından sonra da zaman zaman sığınağı olmuş, Kudüs’te Hıristiyanlığı yaymaya çalışmasından rahatsız olanlar tarafından öldürülmek istendiği zaman buraya gelmiştir. Hıristiyanlık tarihi açısından bir diğer önemi de Aziz Paul’un bu din uğruna mücadele etme ve bu uğurda kilometrelerce yol kat etme kararını verdiği yerlerden birisi olmasından kaynaklanmaktadır.
 
Tarihinde yer etmiş olan en önemli kişinin Aziz Paul olması dolayısıyla Tarsus’a yapacağınız bir ziyarette bu azizin yaşamında yer etmiş ve adını taşıyan yerleri ziyaret etmek isteyebilirsiniz. Bu yüzden ilk olarak Hıristiyanlığın da önemli hac merkezlerinden birisi olan ve Aziz Paul’un evinin avlusu olduğu düşünülen yerde bulunan Aziz Paul Kuyusu’nu görmenizi tavsiye ederiz. Şifalı ve kutsal olduğuna da inanılan bu kuyunun suyu hiçbir zaman eksilmiyor. Kuyunun bulunduğu avlunun 400 metre güneyinde de bazalt taşlarla kaplı yol yine Aziz Paul’un yaşadığı yıllara tarihlendiriliyor. Tarsus’ta Aziz Paul’un adını yaşatan bir diğer eser ise Anıt müzedir. Asıl olarak 11. yüzyıla kadar giden bir tarihi olduğu düşünülmekle birlikte 1862 yılında büyük çaplı bir tamirat geçirerek günümüzdeki görünümünü almıştır.
 
Aziz Paul’un adını ve hatıralarını taşıyan mekânların dışında Tarsus çok büyük bir inanç turizmi potansiyeline sahip. Bunlardan birisi Tarsus’un 15 km. kuzeyinde Dedeler Köyü yakınlarındaki Eshab-ı Kehf yani Yedi Uyurlar Mağarası. Hıristiyanlığın ilk inananlarından olan yedi gencin zulümlerden kaçmak için köpekleriyle birlikte sığındıkları ve mucizevi bir biçimde 309 yıl boyunca uykuya daldıkları bu mağara Hıristiyanlar tarafından olduğu kadar Müslümanlarca da kutsal sayıldığından üzerine bir cami inşa edilmiş. Efsaneleri ile de dünya tarihinde önemli bir yer etmiş olan Lokman Hekim Tarsus tarihinde iz bırakmış kişilerden bir diğeri. Mezarını 1579 tarihli Ulu Cami’ye bitişik olan türbede görebilirsiniz. Aynı türbede yine Müslümanlarca büyük saygı duyulan Hz. Şit ve Halife Me’mun’un sandukaları da bulunuyor ve bu nedenle yoğun biçimde ziyaretlere uğruyor. Makam-ı Şerif Camisi ise Danyal Peygamberin mezarını barınd??rması dolayısıyla yine Müslümanlarca büyük kutsallık atfedilen yerlerden birisi. Hz. Muhammed’in müezzini Bilal-i Habeşi’nin ezan okuyup namaz kıldığına inanılan yerde de Bilal-i Habeşi Mescidi yükseliyor. Tarihinde iz bırakmış tüm bu kişiler de Tarsus’un tüm semavi dinlerce kutsal bir yer olarak görülmesini beraberinde getiriyor.
 
Tarihinin en parlak yıllarını geçirdiği Roma Dönemi’nin ardından uzun bir müddet sürekli savaşlara maruz kalması gibi nedenlerle önemini yitiren Tarsus, Ramazanoğulları hâkimiyetine geçmesiyle tekrar eski günlerine kavuşarak önemli imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Ramazanoğulları Dönemi’nde inşa edilen yapılar arasında Ulu Cami, Eski Kilise Camisi, Şahmeran Hamamı, Kırkkaşık Bedesteni, Kubat Paşa Medresesi başta geliyor.
 
Burada yer verdiğimiz bu zenginlikler büyük oranda Tarsus’un kültürel ve tarihi yönünü ortaya koyuyor. Bunun yanında Tarsus, dünya tarihinde büyük önemi olan kişilerin izlerini tarihi ve kültürel doku içerisinde keşfetmek yerine doğa ile baş başa kalmak isteyenler için de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerleşimler arasında. Doğa turizmini sevenler, tatilini daha farklı aktivitelerle geçirmek isteyenler için de çok çeşitli alternatifleri keşfedebilmek mümkün. Bunların arasında doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleri buluşturan birden çok güzergahın izlenebileceği trekking rotaları, doğal yapısının getirisi olan raftinge uygun kanyonları, keyifli konaklama olanağı sunan evleri ile yaylaları sayılabilir. Kısaca yolunuz bir şekilde Tarsus’a düştükten sonra vaktinizi nasıl geçirmek istediğiniz sizin tercihinize kalmış. Söylenebilecek tek şey tercihinizi ne yönde kullanırsanız kullanın evinize unutulmayacak hatıralarla dönecek olmanız.